19 Ocak 2018 Cuma

Güney İdlib harekâtında kötü sürpriz: DAİŞ atağı

Ankara'nın askerî harekâta kalkışıp kalkışmayacağı sorusu Suriye gündeminin ilk sırasına oturduğu için İdlib'teki gelişmeler gölgede kaldı. Oysa, cihatçıların elindeki yekpâre alan anlaşılsın diye genellikle İdlib deyip geçtiğimiz, aslında üç vilayetin topraklarından oluşan muhayyel "emirlik" bölgesinin Kuzeydoğu Hama kısmında çok ilginç bir gelişme yaşanıyor. "Öldü bitti silindi" kabul edildiği yerde, ufacık bir cebi elinde tutarak yok edilmeyi beklediği düşünülen DAİŞ yeniden atağa kalktı ve iki günde otuzdan fazla köyü ele geçirerek kendine alan yarattı. Haritadaki gri bölgeyi önceki haritalarla karşılaştırın lütfen.

Suriye ordusu ve destek güçlerine karşı mevzi ve toprak kaybeden Heyet Tahrir el-Şam, Ahrar el-Şam ve başka örgütler, bu toprakların kendilerinin elinden alındığına dikkat çekerek, Beşar Esad'ın DAİŞ'le savaşmadığını, DAİŞ'in öbür ciatçılara zarar vermesi için fırsat yarattığını iddia ediyorlar. Gerçi DAİŞ etkinlik sağladığı alanın bir kısmını, Suriye ordusunun son zamanda kazandığı toprakların birazını ele geçirerek kazandı; ancak bu iddiada gerçek payı var gözüküyor. Zira Suriye ordusu ve müttefikleri, cihatçıların elindeki bölgenin güneydoğu "köşe"sini bütünüyle çembere almak üzereler. Çemberin içinde kalacaklara dair, oradaki varlıklarının ve ömürlerinin fazla uzun sürmeyeceği söylenebilir. Dolayısıyla, dünyayla temasları kesilerek imha edilecek olanların El-Kaide'ci mi DAİŞ'çi mi olacağı Suriye veya Rusya açısından çok da fark etmeyebilir. Benim izlenimim: bırakıyorlar, DAİŞ'çiler öbür cihatçıları alandan temizlesin; bilahare, etrafı sarılarak kıstırılmış birkaç yüz (400 kadar oldukları söyleniyor) DAİŞ'çinin topluca ortadan kaldırılması kıymeti harbiyesi olan herhangi bir tepkiye yolaçmayacaktır.

Suriye ordusu, Güney İdlib harekâtının ilk somut hedefi olan Ebu el-Zuhur Hava Üssü'nü henüz ele geçiremedi. Kuşattı, ama alamadı. HTŞ'ciler direniyor. Üssü alıp rizikosuz kullanabilir hale gelmedikçe Suriye ordusunun şu ana kadarki kazanımlarının bölgenin ötesine etkisin sınırlı kalacak.

Yeni Uygur örgütü

Bir haber daha var. Daha doğrusu iddia. İdlib'teki Uygurların bir bölümü ayrı bir örgüt kurdu, deniyor. HTŞ'nin müttefiki, El-Kaide çizgisindeki Türkistan İslâmî Partisi, İdlib'teki cihatçı savaşçı kuvvetinin önemli bölümünü oluşturuyor. Çoluk çocuk buraya göçmüş olan Uygur savaşçıların sayısı on bin kadar tahmin ediliyor. Kurulduğu söylenen yeni örgüt, Kâtibat el-Gureba bunlardan mı koptu, böyleyse niye, henüz bilmiyoruz. Ancak Kâtibat'çıların safkan El-Kaide'ci olduğu yolundaki işaretler bol. Caleb Weiss'ın The Long War Journal'daki yazısına iliştirilmiş fotoğraflarda Zevahiri, Zerkavi, bin Ladin epeyce boy gösteriyor.

15 Ocak 2018 Pazartesi

İdlib'te kıran kırana savaş - 15 Ocak

Genel olarak yalnız "İdlib" diye andığımız, aslında Halep vilayetinin batısı ile Hama'nın kuzeyini de kapsayan cihatçı bölgesi daralıyor. Suriye ordusu, cihatçı egemenliğindeki bölgenin güneydoğu "köşesinde" tamamen kuşatılmış bir cep yaratmak üzere. Verdiğim yeni haritayı bir öncekiyle karşılaştırırsanız gelişmeyi gözünüzde canlandırmanız kolaylaşacaktır.

Suriye ordusunun hızlı ilerleyişinin biraz yavaşladığı görülüyor. Harekâtın bu ilk evresinin esas hedefi olan Ebu el-Zuhur Hava Üssü de henüz ordu ve müttefiklerince ele geçirilemedi. Cihatçılar burayı cansiparâne savunuyor. Cihatçıların ilk günlerde çöken savunma hattının, kısa süre öncesine kadar birbirleriyle savaşan örgütlerin yeniden en azından "paralel" davranır hale gelişiyle nisbeten onarıldığı anlaşılıyor. Hattâ cihatçılar ordunun aldığı bazı köyleri geri aldılar, ancak bazılarını yeniden kaybettiler. Yine de ısrarlı saldırılarıyla, ordunun güneyden İdlib'in merkezine doğru uzattığı "dil"i kemirmeye uğraşıyorlar.

Çok dikkat çekici olan, Suriye ordusunun güneydoğuda kurmaya çalıştığı kuşatmadan sonra sarılmış halde kalacak bölgede DAİŞ'in alanını genişletmek için uğraşması. Nitekim genişletti de. Böylece Suriye'nin merkezî bir yerinde ufak bir DAİŞ bölgesi, yok edilene kadar varlığını sürdürecek. Heyet Tahrir el-Şam ve öbür cihatçılarla bu örgütün arasındaki kan davası sürüyor olmasa, DAİŞ doğudan, öbürleri batıdan, İdlib içine uzanmaya çalışan Suriye ordusuna epey zayiat verdirebilirlerdi.

10 Ocak 2018 Çarşamba

İdlib: Yarma-kuşatma ve kaçış

İdlib'te Suriye ordusu bekleneni yaptı, kuzeyden de harekete geçti. Cihatçıların elindeki alanı belirtmek için genel olarak "İdlib" deyip geçtiğimiz bölgenin doğusu, aslında Halep vilayetinin batısı. Suriye ordusunun elindeki bir "dil", Halep şehrinden, bu kısmı ikiye bölebilecek şekilde, güneye uzanıyor. Suriye ordusu şimdi bu "dil"i uzatmakla meşgûl. Güneyden başlattıkları ve son birkaç gündür hızlanan harekâtla kazanılan topraklar bu dille birleştiğinde, İdlib'in doğusundaki, Halep vilayeti batısındaki cihatçı örgütler, bütünüyle kuşatılmış kalacak. Kuşatılmış bölgede, eğer bu kısa sürede orayı terk etmezlerse -ki, ettikleri görülüyor-, hem Heyet Tahrir el-Şam hem başka cihatçılar hem de DAİŞ bulunacak. DAİŞ Suriye ordusunun ilerleyişinden faydalanarak elindeki ufak bölgeyi genişletti, bu arada.

Üzerine tıklarsanız daha büyük görebileceğiniz harita anlatmak istediğimi zihninizde daha iyi canlandırmanızı sağlayacaktır. Halep şehrinin güneyinden aşağı uzanan "dil" üzerinde çift beyaz okla işaret edilen, yeni harekâtın ilk adımları. Oklar ve kırmızı noktalar güneydeki harekâtın yoğunlaştığı mevziler. Tek başına kırmızı noktalar, taze bombardımanlar. Suriye ordusu, doğudan da ilerliyor ve hızla süren bu ilerleme sonucunda cihatçı bölgesinin güneydoğusundaki bir alanı kıskaca alacak görünüyor. Bu ilerlemede el değiştiren kısmı haritada, el-Zuhur Hava Üssü'nün doğusunda, koyu renkli ve kırmızı noktalı olarak görüyorsunuz. Buradaki değişme çok hızlı oluyor. Haritayı güncelleme hızım gelişmenin gerisinde kalıyor.

Bunlar olurken, TC Dışişleri, "Ama Suriye ordusu İdlib'teki topraklarını genişletiyor!" diye itirazda bulundu!? Üstelik, protestosunu Suriye ordusunun İdlib harekâtını uçaklarıyla mümkün kılan Rusya'nın büyükelçisini çağırarak dile getirdi. Hayatımda ilk defa rastgeldiğim bu pek acayip vaziyete dair görüşlerimi -görüşten çok hezeyan demek lazım- Duvar'a yazıyorum.

9 Ocak 2018 Salı

İdlib / Cihatçıların güney cephesi çöküyor

Rusya uçaklarının bombardımanı eşliğinde Suriye ordusunun ilerleyişi sürüyor. Harekâtın ilk önemli hedefi Sincar köyünün alınmasından ve el-Zuhur - Maaret el-Numan yolunun tutulmasından sonra Suriye ordusu şimdi de üssün bulunduğu yerleşim merkezine girdi, üsse birkaç kilometre kaldı. Yöre 9 Ocak sabahından beri yoğun şekilde havadan bombalanıyor. Rusya, Akdeniz kıyısındaki, Tartus'taki üssünden de üsse roket atıyor. Cihatçıların üssü koruması artık mümkün değil.

Suriye ordusu karşısında Hama'nın kuzeyi ve İdlib'in güneyindeki cihatçı mevzileri dağılmış görünüyor. Rejim yanlıları, Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) savaşçılarının kaçarken-çekilirken göründüğünü ileri sürdükleri videolar paylaşıyorlar. HTŞ, Kuzeydoğu Hama'da 2014 Temmuz'undan beri elinde tuttuğu, daha önce Çeçen militanları yerleştirdiği, bir nevi üs haline getirdiği el-Rahcan'ı da (Türkçe yazılışı yanlış olabilir) kaybetti ki, bu, bayağı bayağı oralardan çekilme anlamına geliyor.

Bu arada, Hama'nın kuzeydoğusunda ufak bir cebi hâlâ elinde tutmayı başaran DAİŞ fırsattan faydalandı ve HTŞ'nin elindeki el-Hayriye ve bazı toprakları aldı. Suriye ordusu ve Rusya uçakları şimdilik bu yöredeki DAİŞ varlığıyla uğraşmıyor görünüyor. Muhtemelen Batı Halep'in güneyinde ilerledikten sonra DAİŞ'in elindeki bölgeyi çembere alacaklar. Batı Halep'in güneyinde hâlâ HTŞ savaşçıları var, ancak Suriye ordusu cihatçıların elindeki bölgeyi (İdlib+Batı Halep-Kuzey Hama) ikiye böldükten sonra bunların değil tutunması, kaçması bile imkânsız hale gelecek.

Güncellenmiş haritayı sunuyorum (büyütüp doğru dürüst görebilmek için üzerine tıklayın). Kayda değer değişiklik olursa yine güncelleyeceğim. P24'e geniş bir İdlib yazısı yazdım, meraklısı bakabilir: "Bir milyon mülteci daha nasıl olur?"

8 Ocak 2018 Pazartesi

Suriye ordusu İdlib'te ilerliyor / Güncelleme / 8 Ocak

Suriye ordusu ve müttefikleri, Hama'nın kuzeyi-İdlib'in güneyinden kuzeye ve kuzeydoğuya doğru başlattıkları harekâtta yeni yerler ele geçirdiler. İdlib'in güneydoğusunda, Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ve DAİŞ'in elinde olan bölgelerle, cihatçı savaşçıların -HTŞ'nin de- yoğun olarak bulunduğu Han Şeyhun civarının bağlantısı böylece kesiliyor. Harekâtın ilk etaptaki büyük hedefi, Ebu el-Zuhur Hava Üssü'nü ele geçirmek.

İdlib-Halep sınırında yeralan üs, 2012 Eylül'ünde silahlı muhaliflerce kuşatılmış, Türkiye-Katar destekli "Fetih Ordusu" koalisyonu İdlib vilayetini ele geçirdiği 2015 yılı Eylül'ünde burayı da düşürmeyi başarmıştı. Ebu el-Zuhur Üssü'nü savunurken Suriye ordusu sayısız kayıp verdi, kaçıp kurtulmayı başaran 60 kadar askere karşılık 40 asker hâlâ kayıp. O zamanki adıyla El-Nusra, yani o sırada El-Kaide'nin Suriye kolu olan, şimdiyse HTŞ'nin omurgasını oluşturan örgüt ve El-Kaide'ye yakın Türkistan İslâmî Partisi'nin cihatçıları, üs alındıktan sonra 56 askeri öldürmüşlerdi. 25 Kasım 2015'te cihatçılar, 42 askerin öldürülüşünü gösteren video yayımlamışlardı.

İdlib'teki gelişmelere ilişkin önceki yazıma iliştirdiğim haritayla şimdi verdiğimi kıyaslarsanız, güneydeki harekâtın yarattığı mevzi değişimini görebilirsiniz. Güneyde, Suriye ordusuna ait kısma ilişik, biraz daha koyu renkli bölge, 2018'in ilk günlerinde rejim güçlerinin eline geçen toprakları gösteriyor. Kırmızı noktalar, Suriye-Rusya bombardımanları veya çatışma alanları. (Bu haritaya dün bakmış olanlar, Suriye ordusunun ilerlediğini kaydedeceklerdir; haritayı 08.01.2018 / 02:40 itibarıyla tekrar güncelledim. Haritalara tıklayıp büyük hallerine bakmanızı tavsiye ederim.

GÜNCELLEME / 03:28 / BÜYÜK PATLAMA / İdlib şehir merkezinin batı kesiminde, en işlek caddelerden birinde muazzam bir patlama oldu. Kafkas cihatçıların örgütü Ecnad el-Kafkas'ın kullandığı altı katlı bina kısmen yıkıldı. Otuzun üzerinde ölü, on kadar yaralı var (içeriden yaralı çıkmak bile çok zor, anlaşılan). Tesadüfen kaydedilen görüntüde patlamanın büyüklüğü insanı irkiltiyor; buraya tıklayıp bakabilirsiniz. Bu kimin eylemi, henüz belli değil. Rusya ve Suriye olabileceği gibi, ABD veya başka örgütlerin işi de olabilir, deniyor. İdlib güneyinde cepheden kaçtığı gerekçesiyle Heyet Tahrir el-Şam'ın Ecnad el-Kafkas'çıları cezalandırmış olabileceği söyleniyor. Sözkonusu Çeçen örgütünün lideriyle 2016 Eylül'ünde İstanbul/Başakşehir'de yapılmış bir görüşmeyi okumak isterseniz buraya tıklayın.

5 Ocak 2018 Cuma

Osman Kavala: Yadırgadım ve hayretle karşılıyorum

Haksız hukuksuz şekilde tutuklanıp hapse konan arkadaşım Osman Kavala, avukatları aracılığıyla bir açıklama yayımladı. Şöyle:
Kamuoyunun da bildiği üzere 1 Kasım’da tutuklandım ve iki ayı aşkın bir süredir Silivri 9 No’lu cezaevindeyim.

Gaziantep dönüşü, uçakta gözaltına alındığımda endişe duymadım. Benimle ilgili şüphelerin yersiz olduğunun hemen anlaşılacağına güvendim. Ama tutuklanmam ve tutuklanmama neden olan suçlamalar benim için şaşırtıcı oldu.

Tutuklanma gerekçesinde yer alan Gezi olaylarının organizatörü olduğum suçlaması, finansman sağladığım iddiasını da içeriyor. Hatırlanacağı gibi Gezi olaylarından sonra bu olayların dış kaynaklı olduğu ve yurtdışından mali kaynak sağlandığı iddiaları ortaya atılmıştı. 2014 tarihli bir gazete yazısında beni Gezi olaylarıyla ilişkilendiren bir istihbarat notu olduğundan da söz edilmişti. Daha sonra bu konuyla ilgili soruşturmayı yürüten kişi, 2015 yılında tutuklandı ve halen tutuklu olarak yargılanıyor. Sonuç olarak, bugüne kadar bu mesnetsiz iddialarla ilgili herhangi bir bulgu ortaya çıkmadı, bu konuyla ilgili olarak tek tutuklanan ben oldum.

Tutuklanma gerekçesinde beni Gülen cemaati ve 15 Temmuz darbe girişimiyle ilişkilendiren iddiaları daha da çok yadırgadım.

Hayatı boyunca darbelere karşı olmuş ve yıllardan beri Gülen cemaatinin devlet içerisindeki yapılanmasının olumsuzlukları konusunda kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışmış biri olduğum ortadayken, böyle bir suç iddiasının üzerime atılmasını büyük bir hayretle karşılıyorum.

Her halükarda, 12 Eylül’ü yaşamış ve o günlerin korkunç hatırasını unutmamış biri olarak, böyle bir teşebbüse girişen çevrelerle ilişkilendirilmem benim için son derece rencide edici. Bu konudaki haberlerle ilgili yasal yollara başvurduğumu belirtmek isterim.

Bu suçlamaların yersiz olduğunun erken bir vakitte anlaşılacağına inanıyorum. Ancak olağanüstü hâl sürecinin yargıdaki iklimi de etkilediğini ve tutuklama kararlarının bu etkiyi yansıtıyor olabileceğini düşünüyorum. Olağanüstü hâl dönemlerinde, şüpheliyi elden kaçırmama kaygısı mağduriyet yaratmama gereğinden ağır basıyor. Haksız yere tutuklananların bir an önce tahliye edilmesi beklenirken, son günlerdeki tek tip kıyafet yönetmeliği hazırlıkları gibi, masumiyet karinesini ihlal eden girişimlerin insanlar üzerindeki psikolojik etkisi dikkate alınmıyor.

Her şeye rağmen, yeni yılın demokrasi ve özgürlükler açısından daha iyi bir yıl olacağına dair inancım tam.

Gözaltına alınmamdan beri gerek açıklamalarıyla gerek mesajlarıyla destek olan herkese selamlarımı iletiyor ve sağlığımın yerinde oluğunu söylemek istiyorum. En yakın zamanda görüşmek ümidiyle...

29 Aralık 2017 Cuma

İdlib'te "temizlik harekâtı" - yeni belalara doğru

"Bir gece ansızın...'larla, mesnetsiz, hamasî nutuklarla bir kahramanlık destanına dönüştürülmeye çalışılan İdlib operasyonu, Türkiye'nin başına açılacak yeni belaya dönüşmek üzere. Türk askerleri İdlib'te beyni ve belkemiği "eski" El-Kaide'ci Heyet Tahrir el-Şam'la (HTŞ) varılmış uzlaşmaya dayalı olarak, Kürt kantonu Efrin sınırında konuşlandı. Oysa Rusya ile varılmış anlaşma gereği, Suriye ve İran güçleriyle HTŞ ve öbür cihatçılar arasında, çok daha güneyde bulunmaları gerekiyordu. Türkiye'den beklenen, vilayetteki ezcümle silahlı muhalif güçler üzerinde tartışmasız üstünlüğe ve yol denetim noktalarında, yerel idarelerde bariz hakimiyete sahip HTŞ arasında ayrılık çıkarması, Türk ordusu denetimini Esad'ın ordusuna tercih edecek olan, görece "uzlaşmacı" sayılan cihatçılarla çoğu El-Kaide'ci radikalleri ayrıştırması.

Bütün bu hesapların gelip dayandığı cevapsız soru şu: Peki sonra ne olacak? Suriye İçsavaşı'nı izleyen herkes biliyordu ki, kendini güvende hisseder hissetmez Suriye ordusu İdlib'i bütünüyle almak üzere harekete geçecekti. Ve bunu tabiî Rusya hava kuvvetleri desteğiyle yapacaktı. Öyle görünüyor ki, o gün geldi. Bundan Türkiye'ye nasıl bir bela çıkabilir? İlkin, tıpkı Fırat Kalkanı bölgesi için olduğu gibi, burası için de Şam'dan "toprağımızdan derhal çıkın!" ultimatomları gelecek - arasıra geliyor zaten. (Son olarak, Beşar Esad'a "terörist" diyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a Suriye Dışişleri Bakanlığı sert bir cevap verdi, "geçmişin hayalleri"yle oyalanmayın, demeye getirdi, Suriye topraklarındaki Türk askerî varlığının, TC'nin "tekfirci teröristler"e desteğinin kanıtı olduğunu ileri sürdü.) Böylece doğacak mesele, muhtemelen Rusya'nın araya girdiği diplomatik gayretlerle süreç içerisinde halledilecektir. Fakat ikinci ihtimal çok daha ele gelir, çok daha yakın ve güçlü: Türk askerleri, ağır bombardıman altında büyük kayıplar vermeleri muhtemel cihatçı örgütlerin hışmına uğrayabilir. Böyle bir durumda Türkiye cihatçılarla savaşmak durumunda kalabilir, bu da birçoğu halen Türkiye sınırları içinde bulunan cihatçıların bir dizi eyleme girişmesine yolaçabilir. Bunların umutsuzca intihar eylemleri olması da ihtimal dışı değil. Türkiye'nin cihatçıları sınırdan ülkeye alarak onlara bir tür koruma kalkanı oluşturabileceği üçüncü ihtimale değinmek istemiyorum.

Hazırladığım haritaya tıklayın ve büyük halini görün. İdlib diye sözettiğimiz bölge aslında İdlib vilayetinden ibaret değil. Halep'in batısı ile Hama'nın kuzeydoğusundan toprakları da kapsıyor. Koyu yeşil bölgeler, HTŞ'nin kesin hakimiyetini belirtiyor. (Evet, Hama'da, o gri bölgede hâlâ DAİŞ var.) Kırmızı noktalar, sadece son bir-iki gün içinde Rusya uçakları ve Suriye ordusunun çeşitli ataklar düzenlediği yerler. Açıkça görülüyor ki, cihatçı diyarını her yönden sıkıştırmaya, daraltmaya yönelik harekât başladı. Göze alınması gereken ölü-yaralı sayısı, bunlar içinde sivillerin muhtemel yüksek oranı, sözkonusu harekâtın fasılalarla, cihatçılara ve muhalif sivil halka teslim olma fırsatları verilerek sürdürülmesine yolaçabilir. Sadece tahmin edilen HTŞ'ci savaşçı sayısı yirmi-yirmi beş bin! Şimdiye kadar Türkiye'nin müttefiki gibi davranan öbür silahlı grupların başka cihatçılar topluca katledilirken nasıl davranacağı belirsiz. Ancak ok yaydan fırlamışa benziyor.

Sözü uzatmayacağım. Haritaya bakın ve Türk ordusunun İdlib'te bir süre sonra nasıl bir durumda kalacağını tasavvur etmeye çalışın.

24 Kasım 2017 Cuma

ABD-Flynn: Başımıza yeni belalar açılacak

ABD'de, Türkiye'yi çok yakından ilgilendiren kritik bir gelişme oldu. Başkan Donald Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı yaptığı, Rusya ile ilişkileri konusunda yalan söylediği ortaya çıktığı için yirmi dört gün sonra görevden almak zorunda kaldığı emekli general Michael Flynn, Beyaz Ev'le bağını kopardı, muhtemelen, Trump ekibi hakkında yürütülen "Rusya bağlantısı" soruşturması kapsamında savcıyla işbirliği yapıyor. Flynn'in avukatları, Trump'ın avukatlarıyla bilgi paylaşmayı kestiklerini açıkladılar. Bunun anlamı, yüzde doksan, bilgi paylaşan taraflardan birinin savcıyla işbirliğine yönelmiş olması. Savcı da, ABD'de olan biteni azıcık izleyen bilir, eski FBI başkanı Robert Mueller.

ABD ordusunun istihbarat örgütüne (DIA) başkanlık yapmış, başkanlık seçimi sürecinde Trump ekibinin kalbinde yeralmış emekli korgeneralin itirafçı konumuna geçmesi, Trump ekibinin başına büyük belalar açacaktır. Ancak Türkiye'nin konuyu yalnız bu yüzden önemseme lüksü yok, zira Flynn Ankara'nın özellikle Fethullah Gülen'e karşı lobi işleri için tuttuğu en üst düzeydeki eleman. Bir iddiaya göre, birinde Enerji Bakanı Berat Albayrak ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun da bulunduğu iki toplantıda, bu emekli generalle, Gülen'i ABD'den "kaçırma" ihtimali konuşuldu. Bu iddianın sahibi, eski CIA başkanı R. James Woolsey! Gülen aleyhinde yazı yazıp yayımlatan Flynn'e, Türk-Amerikan İş Konseyi (TAİK) Yürütme Kurulu Başkanı Ekim Alptekin'in Hollanda'da kurulu firması aracılığıyla beş yüz küsur bin dolar ödendiği belgelendi. Sözkonusu -iddia konusu- ikinci toplantıda Flynn'e "kaçırma" organizasyonu için on beş milyon dolar teklif edildiği de söylendi, ama bunun için henüz yeterli tanık ifadesinden haberdar olmadık. Flynn de avukatı aracılığıyla bu iddiayı reddetti.

Velhâsıl, Flynn özel yetkili savcı eski FBI başkanıyla işbirliğine girdiyse -ki, karşı karşıya olduğu suçlamalar gözönüne alındığında kendisinin başka şansı yok, aksi halde muazzam hapis cezalarına çarptırılabilir-, bundan Türkiye ile ilgili sonuçlar da çıkacağı kesin. Eğer "kaçırma planı" iddiası doğruysa, Ankara'daki birtakım yetkililer, Rıza Zarrab davası dışında, başka bir davanın şüphelileri haline gelebilirler.

Flynn, kahramanı olduğu veya çevresinde dönen işler nedeniyle çok ilginç bir figür. Ve bundan böyle Türkiye'de adı daha sık geçecek. Bu adam üzerine Mart ayında bir dizi hazırlamıştım, yedi gün üstüste Duvar'da yayımlanmıştı. Göz atmanızı tavsiye ederim.

17 Kasım 2017 Cuma

Osman'ın avukatlarından karşı adım

Osman Kavala'nın avukatları, haber kılığındaki uyduruk ve yalanlara karşı girişimlere başladı. Yaptıkları duyuru şöyle:
Geçtiğimiz günlerde, bir takım yazılı ve görsel medya organlarında yer alan, ‘Osman Kavala Henri Barkey ile 93.5 saat görüştü’ şeklindeki sistemli, tamamıyla gerçekdışı ve soruşturmanın gizliliğini ihlal eden nitelikteki haber ve yayınların sorumluları olan kişi ve kurumlar hakkında gerekli yasal süreçleri başlattığımızı kamuoyunun bilgisine sunarız.

Osman Kavala ile ilgili gelişmeleri ve uyduruk-yalan olmayan bilgileri takip edebileceğiniz sayfa ve hesaplar şunlar:

www.osmankavala.org
https://www.facebook.com/FreeOsmanKavala/
https://twitter.com/FreeOsmanKavala

11 Kasım 2017 Cumartesi

Osman'ın avukatlarının yeni tezvirata cevabı

Arkadaşım Osman Kavala'nın avukatları, Osman hakkında iktidar propaganda aygıtının sürdürdüğü kara çalma-iftira kampanyası kapsamında sergilediği yeni marifetler üzerine bir açıklama yaptılar. Şöyle:
Bir kısım yazılı ve görsel medya organlarında, müvekkilimiz Osman Kavala ile ilgili yer alan asılsız, hukuka aykırı ve toplumsal algıyı yönlendirmek ve yönetmek amacına hizmet edebilecek maksatlı haberler üzerine, bu açıklamayı yapmak zorunlu hale gelmiştir.
Öncelikle belirtmek isteriz ki; söz konusu haberlerde yer alan içerikler, mahkeme sorgusunda yer almayıp, polis sorgusunda müvekkil ile emniyet görevlileri arasında geçen ve soruşturmaya konu olan diyalog ve ibarelerdir. Soruşturma, kamuoyunun da bilgisi dahilinde olduğu üzere, “gizlilik” esasıyla yürütülmektedir. Dolayısıyla bu haberler açıkça “suç” teşkil etmektedir, gereği tarafımızdan derhal yapılacaktır. 
Söz konusu haberlerde adı geçen kişiyle Osman Kavala’nın yoğun bir telefon trafiği ve görüşmelerinin olduğuna dair ifadeler doğru değildir. Zira Osman Kavala’ya yöneltilen iddialar telefon görüşmelerine ait değildir, aynı baz istasyonlarında oldukları tespit edilen HTS kayıtlarına aittir. 
Bu durumda beklentimiz, kendilerini soruşturma ve yargılama makamları yerine koymaktan kaçınmayan bu belge ve bilgi sahibi habercilerin, var olduğunu iddia ettikleri bu görüşmelerin içeriklerini de kamuoyuyla paylaşmaları yolundadır. 
Yine söz konusu haberlerde yer alan, Osman Kavala tarafından söylendiği iddia edilen “Randevu defterime bakmam lazım” şeklindeki sözlerin müvekkilimize yöneltilen tüm soruları kapsadığına ilişkin iddia da doğru değildir. Bu yanıt sadece, çok eski tarihli, tek bir iddiaya yönelik olarak verilen gayet spontan ve insani bir cevaptır. 
Türkiye’nin yakın geçmişte yaşadığı karanlık süreçle aynı genetik özellikleri taşıyan, yargıyı hiçe sayan ve soruşturmaları medya üzerinden yürütmeye çalışarak “Önce itibarsızlaştır sonra yargıla” şeklinde hareket eden tasarruf sahiplerinin, bugün nerelerde ve ne şekilde bulundukları kamuoyunun malumudur. Bu nedenlerle bu yanlı ve yalan haberleri yapan tüm kurum ve kuruluşlar hakkında suç duyurusunda bulunacağımızı ve ne olursa olsun, her koşulda evrensel hukuk ilkelerinden asla ödün vermeyeceğimizi kamuoyunun bilgi ve takdirlerine sunarız.